Günümüzün büyük problemlerinden birisi olarak görülen küresel çevre sorunlarının içerisinde çok büyük bir önem teşkil eden su, yeryüzüne ve insanlığa hayat veren temel maddedir. Yine içerisinde bulunduğumuz dönemde artan Dünya nüfusu ve bilinçsiz üretim – tüketim anlayışları nedeniyle tatlı su kaynaklarımız gerek Türkiye’de gerek ise su zengini olarak bilinen Avrupa’da hızla azalmaktadır. Örneğin: Dünyadaki suyun %97,5’i okyanuslarda ve iç denizlerde tuzlu su, %2,5’i tatlı su olarak bulunmaktadır. Bazı tahminler, 2050 yılından itibaren 3 milyardan fazla insanın su kıtlığı ile yüz yüze geleceğini göstermektedir. Bir ülkenin su zengini sayılabilmesi için, kişi başına düşen yıllık su miktarı en az 8000 – 10.000 m3 arasında olmalıdır. Rakamları incelediğimizde aslında toplumumuzda tam tersi şekilde bir algı ile şekillenen su zengini bir ülke olmadığımız göze çarpmaktadır. Dünyadaki yağış ortalaması 1000 mm olup, ülkemizde ise bu oran 643 mm’dir. Ülkemizin kullanılabilir su potansiyeli 110 milyar m3 olup, bunun %16’sı içme ve kullanımda, %72’si tarımsal sulamada, %12’si de sanayide tüketilmektedir. 1960’larda 28 milyon olan ülke nüfusunda kişi başına düşen yıllık su miktarı 4000 m3 iken, 2000’li yıllarda nüfusun 67,8 milyona ulaşmasıyla bu değer yaklaşık yarıya düşmüştür. Bu sonuca göre Türkiye şu anda bulunduğu su stresli ülkeler sınıfından 25 yıl sonra su kıtlığı çeken ülkeler sınıfına düşecektir.

Yapılan araştırmalarla da görüldüğü üzere sulak alanlarımız ve su kaynaklarımız günden günde kaybolmaktadır. Ülkemizin en önemli su kaynaklarından birisi olan Burdur Gölü de günden güne kuruma tehlikesi ile karşı karşıya kalmakta ve çekilmektedir. Bunun sebeplerinin başında yanlış havza planlaması, civar köylerdeki hayvancılık ve sulama faaliyetlerinin Burdur Gölü’nden karşılanması gelmektedir. Göl son 35 yılda alanının üçte birini kaybetmiş, su seviyesi yaklaşık 12 metre düşmüş durumdadır. 1970’lerde 274 kilometrekare olan yüzey alanının 2012 ölçümüne göre 149 kilometrekareye düştüğü belirlenmiştir. Günümüzde ise bu rakam korkunç bir seviyeye ulaşmıştır.

Burdur Gölü’nün fauna açısından asıl önemini kuşlar oluşturmaktadır. Burdur Gölü kuş varlığı bakımından Türkiye’nin en önemli göllerinden birisidir. 1997 yılı Ekim ayında gölde 26 bin 75 karaboyunlu batağan ve 252 bin 726 adet sakarmeke sayılmıştır. Göç sırasında çok sayıda kara sumru ve flamingo konaklamaktadır. Mahmuzlu kızkuşu, angıt, taş bülbülü ve kızılkiraz kuşu gölde üreyen önemli türler arasındadır. Günümüzde ise bu türlerin birçoğu şu anda gölde bulunmamaktadır. Burdur için yaşamsal önem taşıyan göl, başta dikkuyruk olmak üzere 194 kuş türüne ev sahipliği yapmasının yanı sıra, sağladığı nem ve olumlu iklim koşulları ile çevresinde tarım ve hayvancılığın da verimliliğini sağlamaktadır. Gölün kuruması ve bilinçsiz faaliyetler hem ekonomik hem de ekolojik, kalıcı sorunlar yaratmaktadır. Görüldüğü üzere bu sorun; hayvan hakkıyla, su hakkıyla, çevre ve ekolojik haklarıyla da yakından ilişkilidir. Ayrıca ekonomik nedenlerden insani ve kırsal kalkınmayla da doğrudan ilişkilidir.. Bu kapsamda; son birkaç yılda kamu, sivil toplum ve Burdur halkı konu hakkında bilinçlenmeye başlamışlar ve çeşitli faaliyetler yürütmektedirler.

Burdur Gölü’nün yaşatılması ve tekrar eski haline gelmesi için 2014 yılında Su Orucu ve Göle Yas kampanyalarını başlattık. Kampanyaların amacı; Burdur Gölü’nün kurumasına dikkat çekmek, 1 gün boyunca su kullanmayarak suyun önemini göstermek, vurgulamak ayrıca ulusal ve uluslararası basında küresel ısınma, iklim değişikliği, su tüketimi konusunda farkındalık yaratmaktı. Bu kapsamda yürüttüğümüz kampanya çalışması; Çanakkale’den, Iğdır’a, Sinop’tan Hatay’a Türkiye’nin dört bir yanında, Viyana, Almanya, İngiltere, Fransa, İsveç, Amerika, Hindistan gibi birçok Dünya ülkesinde destek buldu ve yankı uyandırdı. Sadece Change.org üzerinde 6.478 imza topladık. Çarpan etkisiyle yüzbinlerce insana ulaştık. Bu çalışmalar neticesinde; 2014 yılında Orman ve Su İşleri Bakanlığı Müsteşarlığı tarafından Türkiye’deki sulak alanların kurtarılması için acil eylem planı içerisine Burdur Gölü’nün de alınacağı haberini aldık. (https://www.change.org/suorucu )

Lakin bu acil eylem planı 2017 yılında yürürlüğe girdi ve Burdur Gölü günden güne kurumaya devam etti. Şu anda da plan dahilinde yapılan çalışmaların yetersizliği ve gölün kaderine terk edilmesi ülkemiz için üzücü bir durumdur. Kurucusu olduğum Burdur Karakent içerisinde yer alan Lisinia Doğa’da, Burdur Gölü’nün, çevresinde yaşayan hayvanların, ekosistemin kurtarılmasına ilişkin yerel halk, STK’lar, kamu kurumları ile çalışmalar yürütmekteyiz. Son olarak Burdur Gölü çevresinde başlattığımız Lavanta Deresi projesi ile Türkiye’nin En Büyük Lavanta Bahçesini oluşturduk. Bu Lavanta Deresi projesinin nihai amacı ise Burdur Gölü’nü kurtarmaktır. Sulu bir tarımsal faaliyete ihtiyaç duyulmadan yetişen lavanta, bölge halkının ekonomik açıdan kırsal kalkınmasını sağlamakta ve yerel halk Burdur Gölü’nden çekip kullandığı bilinçsiz tarımsal ve hayvancılık faaliyetlerinden vazgeçmektedir. Kaynakları daha verimli kullanmakta bu sayede Burdur Gölü’ne hayat olmaktadırlar. Buradan da görüldüğü üzere insani ve kırsal kalkınma konusu da yürüteceğimiz kampanyanın ana temalarından birisidir.
(http://www.burdur.gov.tr/turkiyenin-en-buyuk-lavanta-bahcesi-akcakoy-lavanta-deresinde-hasat-basladi)

Bugüne kadar yaptığımız çalışmalardan ve tecrübelerden de yola çıkarak; unutulan Burdur Gölü’ne tekrar dikkat çekip, halk arasında bilinç oluşturarak gölün kurtarılmasına ilişkin kamuoyu oluşturmayı ve ilgili kamu kurumlarının harekete geçmesini sağlamayı amaçlamaktayız.

Bu amaçlar doğrultusunda da şunları hedeflemekteyiz;

-Burdur Gölü’nün kurtarılmasına ilişkin topyekûn bir mücadele etkili bir kampanya yoluyla başlatılacaktır.
-Bölgede yaşayan yerel halka ekonomik açıdan Burdur Gölü’nü tüketmeyecek susuz tarım faaliyetleri ve kırsal kalkınma modelleri tanıtılacaktır.
-Lisinia, Lavanta Deresi, Su Orucu, Göle Yas gibi iyi uygulama örneklerini bir belgeselle kayda alarak insanları bilinçlendirmek, cesaretlendirmek, hareket geçirmek üzerine çalışmalar ve savunuculuk faaliyetleri gerçekleştirilecektir.
-“Ben Burdur Gölüyüm” sosyal medya (Görsel, video, yazılı) kampanyası başlatılacaktır. Burdur Gölü ve çevresindeki ekosistemde bulunan endemik hayvan ve bitkilere dikkat çekmek için “Ben Burdur Gölüyüm, bir zamanlar 194 kuş türüne ev sahipliği yapan” , “Ben Burdur Gölüyüm, 1970’ten bu yana sularının üçte biri tükenen” , “Ben Karagözlü Mavi Kelebek’im, yakında bu bölgede bir daha görülmeyecek olan” benzerinde dikkuyruk, dişli sazancık, lavanta, çiçek balığı gibi türlere dikkat çekmek için videolar, yazılar ve görseller paylaşılacaktır. Bu kampanya sosyal medya üzerinden yürütülerek insanların da dahil olması sağlanacak ve etkisi artırılacaktır. Söylenecek örnek sosyal mesajları web portalı ve sosyal medya hesapları üzerinden duyurulacaktır. Bunların dışında insanlar da Burdur Gölü ile ilgili araştırma yapıp farklı içerikler oluşturabileceklerdir.
-Burdur Gölü’nün kurtarılmasına ilişkin bugüne kadar yapılan ve bundan sonra gerçekleştirilecek çalışmaların güvenilir olarak takip edilmesi için www.burdurgolu.org web portalı kurulacaktır. Ayrıca yürütülecek kampanya boyunca üretilecek tüm materyallerde bu portal üzerinden yayınlanacaktır.
-Sosyal medyada kampanyanın etkisinin artırılması için yaratıcı görseller hazırlanacaktır.
-Kampanyanın duyurulması ve yaygınlaştırılması için, ilgili kamu, STK ve özel kuruluşlar ziyaret edilecektir.

Ben Burdur Gölüyüm kampanyası; Avrupa Birliği Sivil Düşün Programı kapsamında Avrupa Birliği desteği ile hazırlanmıştır. İçeriğin sorumluluğu tamamıyla Özgül Özçelik’e aittir ve AB’nin görüşlerini yansıtmamaktadır.”